Birçok insanın sadece televizyon ekranlarında ya da filmlerde gördüğü, nefret dolu bir hikaye, gerçek bir yaşam öyküsüne dönüştü. Kadınlar için korku dolu bir arka plan, bazen göz ardı edilen bir gerçeklik olabiliyor. Bu yazıda, bir kadının işkenceyle dolu hayat hikayesini, bu zor süreçte yaşadığı dayanılmaz acıları ve ardından gelen boşanma serüvenini paylaşacağız. Her ne kadar bu olaylar bazılarına uzakta, soyut ve sarsıcı birer dram gibi görünse de, aslında onlarca kadının, dertlerinin bir yansıması. Bu hikaye, dayanışmanın, cesaretin ve özgürlüğün önemini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Fatma, sıradan bir hayat sürmek isterken, evliliğinin ilk günlerinden itibaren fiziksel ve psikolojik şiddetin pençesine düştü. Eşi tarafından maruz kaldığı işkencenin belki de en acı yanı, bunun toplumdan gizli kalmasıydı. Yaşadığı her darbe, ona sesini çıkarmasına engel olan toplum baskısını daha da artırıyordu. Gün geçtikçe içindeki umut ışığı sönmeye, dayanma gücü azalırken, yaşadığı bu kabusun bir sona ermesi için dua etmeye başladı.
Ev ortamı, Fatma için bir hapishane ve evliliği, yaşadığı en büyük travmaydı. Eşi, her ne kadar dışarıda sevgi dolu bir birey olarak görünse de, evdeki kişiliği tamamen değişiyordu. Bu durum, onu bitkin düşürüp ruhsal bir çöküntüye sürükledi. Kendi kabuğuna çekilmek zorunda kalan Fatma, zamanla sosyal hayatını da kaybetmeye başladı. Aile üyeleri ve arkadaşlarıyla ilişkileri zayıfladı; bu da onun dayanma gücünü daha da azalttı.
Her geçen gün daha fazla dayanılmaz hale gelen fiziksel ve duygusal şiddet, Fatma'nın boşanma isteğini tetikledi. Ancak, pek çok kadın için olduğu gibi, bu karar ne kadar kolay görünse de, uygulaması bir o kadar zordu. Toplumun gözünde boşanma hala yargılanırken, Fatma kendisini toplumdan dışlanmış hissediyordu. Yıllarca süren sindirme ve aşağılamaların ardından, kendine güvensizlikle dolu bir biçimde avukatını aradı. Ancak, boşanma süreci de beklediğinden çok daha karmaşık ve acı dolu bir hikaye haline geldi.
Yasal ikamet, çocukların velayeti ve maddi durum gibi sorunlar, Fatma'nın karşılaştığı zorluklardan sadece birkaçıydı. Varlıklarının çoğunu eşi kontrol ederken, kendine dair bir gelecek hayali kurmakta zorlandı. Kadınların yaşadığı bu tür durumlar ne yazık ki, birçok olguyu da gözler önüne seriyordu. Mahkemelerde yaşanan zorluklar, dayanılmaz boşanma süreçleri ve toplumda var olan damgalama gibi birçok problem, başka kadınların da başlarına gelebilecek durumlar. Ancak Fatma, tüm bu zorluklarla mücadele etmek için kararlı bir şekilde savaştı.
Bu boşanma süreci, sonunda Fatma için bir kurtuluşun sembolü haline geldi. Birçok engeli aşarak, sonunda istediği sonuca ulaştı. Mahkeme kararıyla birlikte artık kendi hayatının kontrolünü eline almış, cinsiyetçilik ve şiddetin pençesinden kurtulmuştu. Yeni bir başlangıç yapmak için cesaretini topladı ve aidiyet duygusunu yeniden inşa etmeye başladı. Yalnız yaşamanın getirdiği özgürlük, onu tekrar hayata bağladı ve kendisine ait bir yaşam kurma arzusunu güçlendirdi.
Fatma'nın hikayesi, birçok kadına ilham vermekle kalmayıp, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliği ve aile içi şiddet konusundaki farkındalığı artırmak için de önemli bir örnek teşkil ediyor. Kendine güvenini yeniden kazanmak ve özgürlüğü özgürce yaşamak için verdiği bu mücadele, topluma cesaret ve cesaretin önemini yeniden hatırlatıyor. İşte bu yüzden, Fatma gibi kadınların hikayelerini duyurmak ve desteklemek, herkesin sorumluluğu. Her kadının sesinin duyulması gerektiği bir dünyada, bizler de üzerimize düşeni yapmalıyız.